Dünden bugüne özürlülerin yaşama hakkı - Kelebek Forum Kelebek Magazin Eğlence Anket Yarışma Hobi Siyaset Rap Atatürk

         



Kelebek Sohbet |Forum Kullanımı | Helpdesk Hizmetleri | Kelebek Toolbar  

Go Back   Kelebek Forum Kelebek Magazin Eğlence Anket Yarışma Hobi Siyaset Rap Atatürk > Kelebek Anketler & Yarışmalar > Tamamlanmış Yarışmalar > KELEBEK Bizi Gözetliyor - KBG Başladı... > KBG (biLisim)

KBG (biLisim) KelebekForum Bizi Gözetliyor Yarışmasında Sayın biLisim'in Özel Alanı...

Reklam Alanı
 

Genel Forum Kurallarını Okumak için Tıklayınız Haberin Yeni Merkezi KelebekHABER Günün Her Saati Güncel Haberlerle Yayında KelebekScript 'in SON Versiyonu KBSC Güvencesiyle KelebekScript vElite - Script Hakkında Detaylı Bilgi ve Download için Tıklayınız

Cevapla
 
Seçenekler Stil
Alt 09-02-10, 02:49   #1
biLisim
eLine,beLine,diLine Sahip oL...

biLisim - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Kelebekforum.comÖzğürlüğün Sesi
Bilgilerim Üye No: 8863
Üyelik tarihi: 16-10-2008
Bulunduğu yer: KKTC
Mesajlar: 878
Konular: 171
Üye Grubu Moderators
Extra
Ruh Halim:
Teşekkürlerim
Teşekkürleri: 356
122 Tane Mesaj Için 205 Tane Teşekkür almış
Rep Bilgilerim
Rep Puanı: 2539414
Rep Gücü: 25000
İletişim

Kelebek Live Mail
5 Gb. MSN Altyapısı
Ücretsiz Mail Hizmeti

 

Kelebek Script
Kelebek Script
2010 Güncel Sürüm

 

Standart Dünden bugüne özürlülerin yaşama hakkı

Özürlülerin hayat mücadelesi diğer sosyal gruplara nazaran her asırda güç olmuştur.
Bazı dönemlerde ve bilhassa L,azı katı ve ırkçı ideolojilerin pençesi altında idare edilen ülkelerde özellikle zihinsel özürlülere yaşama hakkı bile çok görülmüştür.
Tarihte bunun ilk örneklerini Ortaçağın karanlıklarına gömülen skolastik ve geri kalmış batı toplumlarının uygulamalarında görmek mümkündür.
Özürlülerin Yaşama Hakkı bugün tabu olmaktan çıkmış, değişik felsefik ve tıbbi gerekçelerle tartışma konusu haline getirilmektedir.
İktisadi alanda yaşayan ve gittikçe kronikleşen ekonomik durgunluk sosyal hayata olumsuz tesir yaptığı gibi sosyal hizmetlerde artan kamusal harcamaları frenlemek gayesiyle toplum içinde en mağdur durumda olan özürlülerin üzerinde de akıl almaz oyunlar tertiplenmektedir.
21. asrın eşiğine gelmiş batı toplumları sosyal maliyetleri makul bir derecede tutabilmek için özürlülerin hayat hakkını kısıtlamak için fikri ön hazırlık yaptığını bu makalede göreceğiz.

1. Tarihte Özürlülere Yaşama Hakkı
Bütün problemlerin kendine ait bir tarihi olduğu gibi özürlülerin ve onların yaşama hakkı ile ilgili tarihi geçmişi de vardır. Batı toplumlarının tarihinde, özürlülerin çoğu zaman ezildiklerini, hakir görüldüklerine ve zulme uğradıklarına şahit olmaktayız. Bunun sebebi de, çoğu kez, toplumların insan sevgisinden uzak sapık düşünce yapısından kaynaklanmaktadır. Haddizatında, bu cehalet ortamını hazırlayanlar da bizzat devleti elinde tutan Ortaçağın hıristiyan ruhban kesimiydi.
Ortaçağın batı insanı hıristiyan din-adamlarının telkinatlarının etkisi altında kalarak, kendisini çevreleyen tabiatın insanüstü ve bedensiz güçlerle (cin, şeytan) dolu olduğuna ve gözle görülmeyen bu varlıkların insanları istila edip onları tedavisi mümkün olmayan hastalıklara sürükleyebileceklerine inanmaktaydılar. (Dreschner; s. 398)
Dolayısıyla, bu çağlarda hekimlerce maliyeti bilinmeyen akıl ve ruh hastalıkları cinlere atfedilirdi (Sebold; s. 15)
Bununla da kalınmayıp, özürlü doğan veya daha sonra bu gibi hastalıklara yakalanıp özürlü duruma gelen insanlar da, majik (sihirli) ve doğaüstü güçlerin etkisi altında oldukları varsayımı ile, "cadı" muamelesi görüyorlardı.
Bunun sonucu olarak, bunların topluma çeşitli tehlikeler ve zararlar verebilecek bir konuma gelmeleri sebebiyle başta kilise olmak üzere devrin siyasi rejimleri tarafından takip altına alınmaktaydılar.
Engizisyon mahkemelerinin kurulmasıyla, "cadı"ların yargılanmasına müsaade edilmiş ve özürlülerin birçoğuna en ağır cezalar verilmiştir. (König; s. 43)
Bilhassa, fiziki yönden yıpranmış ve çirkin görünen, bedenen deforme olmuş veya deliliğin alametlerini üzerinde taşıdığı gerekçesiyle "cadı" diye vasıflandırılan insanlar Kilise ve Pazar meydanlarında diri diri yakılarak öldürülmüştür.
Bu açıdan bakıldığında, Rönesans devrinden başlayarak aydınlama ve hatta sanayileşme dönemlerinin başlarına kadar milyonlarca masum insanın "cadılık"tan dolayı yargılanıp öldürüldüklerini söyleyebiliriz. (Sebold; s. 46–48)
Avrupa'da cadılık davalarından yargılanan insanların yalnız özürlülerden müteşekkil olduğunu iddia edemeyiz. Ancak, resmi kayıtlara göre Avrupa'da Ortaçağ’dan başlayarak 18. asrın sonlarına kadar tahmini olarak 9 milyon insan Cadılık’tan ötürü ölüme çarptırıldığını belirtebiliriz. (Sebold, ss. 49–48)
Bunların kaçının özürlü olduğunu hesap etmek bir noktada önem arz etmez kanaatindeyiz, çünkü mahkemece haksız yere ölüme mahkum edilenlerin hepsi neticede insandı.
Ancak, geçmişte "cadı" gözüyle bakılan insanları bugünün tıp bilimi ışığı altında incelediğimizde, bunların birçoğunun zihnen, aklen veya ruhen özürlü ve dolayısıyla yardıma ve bakıma muhtaç insanlardan ibaret olduğunu burada ifade edebiliriz.

Bunun böyle olduğunu, tarihte en son "cadı" yakma hadisesinden de rahatlıkla anlayabiliriz.
1793 yılında Almanya'nın Prusya Eyaletinde vuku bulan bir hadiseye göre, iki yaşlı kadın, gözlerinde belirlenen kızarıklığın komşularının hayvanlarını hasta ettiği iddiası ile yakılmışlardır. (Döbler; s. 296)
Cadı mahkemeleri 18. asrın sonlarında dönemin hükümdarları tarafından kaldırılırken, Bavyera Kraliyetine bağlı cadı mahkemeleri 1806 yılına kadar resmen faaliyet göstermiştir. (Döbler; s. 291)
Özürlülerin diri diri yakılmaları sadece karanlık Ortaçağın bir hususiyeti değildi.
Aynı gelenek bu sefer başka gerekçelerle ve daha farklı metotlarla Alman Nasyonal-Sosyalizmin faşist uygulamalarında görülmüştür.
Hitler Almanya’sında sadece Yahudiler ölüm kamplarında topluca zehirlendikten sonra yakılmışlardır.
Aynı zamanda, Almanya ırkına mensup olduğu halde sağlıklı ve güçlü bir bedene sahip olmayan özürlüler de bu dikte rejiminin kurbanı olmuşlardır.
Hitler'in sağlıklı nesil oluşturma hayaline ters düşen (Hitler; s. 462) özürlü insanlar temerküz kamplarında hekimler tarafından kobay olarak kullanıldıktan sonra bu sefer tek tek açık meydanlarda değil topluca fırınlarda yakılmışlardır. (Textor; s. 179)
2. Özürlülerin Yaşama Hakkının Bugünkü Boyutu
Şunu itiraf etmek gerekir ki, sosyal devlet yapısına kavuşan batı ülkeleri bugün adeta geçmişin günahını çıkartmak istercesine özürlülere gerek ekonomi, gerek sosyal, gerekse meslek hayatında önemli imkanlar tanımaktadır.
Buna rağmen, kötü ekonomik gidişatın devam etmesi ile bilhassa ağır derecede özürlü ve genelde bakıma muhtaç insanları rahatsız eden üzücü gelişmeler de yaşanmaktadır. Bunlardan en önemlisi, şüphesiz ki ferdin temel haklarından sayılan yaşama hakkının üzerindeki tartışmalardır. Özürlü insanların yaşama hakkını çok gören görüşler de, yazık ki kendilerini Bio-Etikçi (Biyoloji-Etikçisi) olarak takdim eden "bilim adamları" tarafından öne atılmaktadır. Bu görüşlerin öncülüğünü Avustralyalı tıp etikçisi Peter Singer yapmaktadır. Singer, ahlak ve toplum değerleri bakımından çok endişe verici bir yaklaşımla, insan ve şahıs kavramlarını birbirinden ayırmaktadır.
Ona göre, ağır derecede özürlü insanlar genelde şahsiyetten ve haysiyetten uzak bir hayat yaşamaktadır, dolaysıyla yaşama hakkından da mahrum edilmelidir.
Bir yazısında şöyle demektedir tıp etikçisi:
"Sakat olarak dünyaya gelen bebeklerin ötenazisi (öldürülmesi) burada yeterince müzakere edilmeyecek kadar girifttir.
Ancak, meselenin özü tabii ki bellidir: Özürlü bir bebeğin öldürülmesi moral açısından şahsın öldürülmesi ile kıyaslanamaz. Haddizatında, bu öldürme işlemi çoğu kez bir haksızlık bile teşkil etmez" (Singer; s. 188)
Bu görüşlerin perde arkasında aslında maddeci ve faydacı bir dünyanın işaretlerini görmek mümkündür. Nitekim, Singer bunu açıkça beyan etmektedir:
"Eğer, sakat bir çocuğun öldürülmesi sağlıklı olarak doğacak başka bir çocuğun mutluluğuna daha çok katkı sağlıyorsa, mutluluğun toplam değeri sakat çocuğun öldürülmesinden ötürü daha da artacaktır" (Singer; s. 183).
Bütün hizmetlerin, öncelikli olarak sağlıklı nesillere götürülmesi gerektiğini savunan bu görüşler ne yazık ki bireyselleşen koplumlarda da revaç görmektedir.
Hatta o kadar ki, sosyal değişime ayak uyduran devletler de bu istikamette politik karar almaktadır.Bunlardan bir tanesi Çin'dir. 01.07.1995'den beri yürürlükte olan "Irk Temizliği ve Koruyucu Sağlık Kanunu) özürlü doğabilecek bebeklerin kürtaj yoluyla alınmasını mecburi kılarken bilhassa zihinsel özürlülerin evlenmelerini de yasaklamaktadır (Textor; s. 178).
Almanya'da ise, bir özürlünün ölümüne, isteği doğrultusunda dahi olsa, fiili yardımda bulunmak suç sayılırken, kişinin isteğine dayanan ölümüne dolaylı olarak yani pasif yardımda bulunmak (mesela zehir temin etmek gibi) suç teşkil etmekten çıkmıştır.
Buna göre, özürlü, başkasının fiili yardımına ihtiyaç duymadan misal verdiğimiz üzere zehiri kendi arzusuyla içerek ölümüne bizzat kendisi sebebiyet verdiği için öldürücü maddeyi sağlayan hekim veya bakıcı bu yardımlarından ötürü mesul tutulmayacaktır (Reinisch; s. 48).

2.1 Avrupa Birliği’ndeki Gelişmeler

Ceza muafiyetinin ötenaziye teşvik ve ikna için de geçerli olması için Avrupa çapında "insancıl ölüm" maskesi altında çalışmalar yapılmaktadır.
Bununla ilgili olarak, Avrupa Cemaatler Komisyonu 1988 yılında "Koruyucu Tıp" adı altında bir proje geliştirmiştir.
Koruyucu Tıbbın gayesinin, insanları, genetik yapının özelliklerinden kaynaklanan ve değişik hastalıklara sebebiyet verebilecek risklerden korumak olduğu ifade edilmektedir. Dolayısıyla, genetik yapıdan ötürü yeni nesne değişik musibetlerin sirayet etmemesi için her türlü tıbbi tedbirin alınması da mubah sayılmaktadır (Komission der Europaischen Gemeinschaften, 1988).
Böyle bir projeye irsi istidatın korunmasına yönelik tıbbi müdahaleler programı şeklinde bakmak mümkün gibi görünse de "temiz ve sağlıklı" bir toplumun oluşması hedeflendiğinden, projenin asıl hedefinin sosyal maliyetleri gittikçe artan ve özürlülerin de içinde yer aldığı aciz insanların sayısını toplum içinde azaltmak olduğu da gözden kaçmamaktadır. (Bleidick 1990, s. 516)
Özürlülerin sayısını azaltmak teşebbüsü sadece düşünce boyutuyla kalmamaktadır. Avrupa Parlamentosu'na 1988 yılında "Atipik Çocukların Sayısının Azaltılması" adı altında bir kanun tasarısı sunulmuştur. Bu tasarının 1. maddesinde şu ifadeler yer almaktadır:

"Tedavi edilemeyen bir özürlülükten dolayı ömür boyu şahsiyetli bir hayat sürdürememesi önceden belirlenen ve 3 gününü doldurmamış bir çocuğun hayatının idamesi için gerekli olan bakımını reddeden bir hakim ne suç işlemiş ne de kanuna aykırı bir harekette bulunmuş olur" (Bleidick, 1994, s. 421). Bir başka ifadeyle, bu tasarı ile özürlü olarak doğan çocukların yaşama hakkı daha doğar doğmaz elinden alınmak istenmektedir. Avrupa Konseyi'nin 1994 tarihli Bio-Etik tasarısını da bu arada zikretmekte fayda vardır.
Bu tasarıya göre, tüpte meydana getiren embriyonun üzerinde, 14. gününü aşmadığı müddetçe deneylerin yapılabilmesine müsaade edilmektedir.
Ayrıca, özürlü ve aciz insanların da tıbbi araştırmalar kapsamına alınmaları ön görülmektedir. Tasarı, tıp dalındaki bilimsel araştırma zaruretinin önemini vurgulayarak, özürlülerin üzerinde tıbbi deneylerin yapılmasını, muhatapları ve yakınları tasvip etmeseler dahi, öngörmektedir.
Bu gibi teşebbüsler yoğun protestolar neticesinde, şimdilik kısmen de olsa, akamete uğradığını görüyoruz. Avrupa Konseyi, Bio-Etik tasarısını kabul etmezken Avrupa Parlamentosu'na sunulan "Atipik Çocukların Sayısının Azaltılması ile ilgili kanun tasarısı da bazı değişikliklere tabi tutulmuştur.

SONUÇ

Temel ahlaki ve insani değerlerin maddeleşen düşüncelerin karşısında gittikçe erozyona uğraması neticesinde toplumun en zayıf kesimleri bundan en fazla zarar görmektedir. Hele hele, post-endüstriyel (sanayi sonrası) ve modern toplumların vazgeçilmez bir ikilisi haline getirilen yüksek performans beklentisinin karşısında özürlüler adeta "lüzumsuz" ve "fayda getirmeyen" varlıklar olarak görülmeye başlanmıştır. Özürlülerin yaşama hakkının tartışılabilir olması Batı toplumları için yeni bir fenomen değildir. Ortaçağda cehaletin ve batı inançlarının gölgesi altında aciz insanlar diri diri yakılıyordu. Yüz yıl evvel aynı teşebbüsler Sosyal Darvinizim maskesi altında yeniden hayatiyet bulurken bugün bu niyetler daha masum görünen Bio-Etik tartışmalar çerçevesinde açıklanmaktadır.
Bilindiği gibi, Sosyal Darvinizm. tabiatta olduğu gibi toplumlarda da kıyasıya bir varolma mücadelesinin yapıldığını ileri sürer. Bu itibarla, sosyal mücadele bir tekâmül şeklinde cereyan ederken bu vetirede tabii ayıklanma yoluyla güçlüler hayatta kalır, zayıflar, acizler ve sisteme ayak uyduramayanlar yok olup giderler. Bio-Etik ise, toplumun sağlıklı insanlardan oluşması için, gerektiğinde bu şartlara haiz olamayanların modern tıp teknolojisi sayesinde "insancıl" yöntemlerle öldürülmesini savunmaktadır. Bizim kültürümüz ve toplum değerlerimiz açısından bu meseleye baktığımızda, insan hayatının her fert için çok önemli bir yer teşkil ettiğini görürüz. Yaratılmış olması hesabiyle, insan, hangi felaket veya hastalık ile karşı karşıya gelmiş olursa olsun ölümü asla hak edemez. Bir özürlünün hayattaki mücadelesi kendisi ve yakınları için zor bile olsa, varlığı, topluma ve devlete sosyal yükler bile getirse kimse, kendisinin isteği bile olsa, hayatına son veremez. Buna, başta dinimiz cevaz vermemektedir (M.Nuri Yılmaz; Aksiyon; s. 24).
Maddeci dünya görüşüne sahip tıp etikçileri "insancıl ölüm" gibi kulağa hoş gelen ifadeler kullanarak yaşatma kültürü yerine "öldüren kültürü" benimsemelerini sağlıklı bir gidişat olarak görmek mümkün değildir. Çünkü, öldürme hakkını istemek tıbbın "hayat verici" istikametinden vazgeçmek anlamına da gelmektedir.
Özürlülerin değil hayatına son vermek onların toplumla içice olmalarını ve huzur içinde yaşamalarını temin etmek hepimizin görevi olmalıdır.



KAYNAKÇA
Seyyar Ali; Dünden Bugüne Özürlülerin Yaşama Hakkı; Yaşama Sevinci Dergisi; Yıl: 9; Sayı:103; Ekim-Kasım 98
biLisim Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için biLisim kullanıcısına teşekkür eden 2 üyemiz:
ReYeS (09-02-10), yaralıkelebek (09-02-10)
Alt 09-02-10, 08:47   #2
yaralıkelebek
Kelebek Mania

yaralıkelebek - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)

Kelebekforum.comÖzğürlüğün Sesi
Bilgilerim Üye No: 13880
Üyelik tarihi: 28-09-2009
Bulunduğu yer: İstanbul
Mesajlar: 1,607
Konular: 141
Üye Grubu KF PLuS+ Üye
Extra
Teşekkürlerim
Teşekkürleri: 793
260 Tane Mesaj Için 362 Tane Teşekkür almış
Rep Bilgilerim
Rep Puanı: 2323615
Rep Gücü: 23302
İletişim

Kelebek Live Mail
5 Gb. MSN Altyapısı
Ücretsiz Mail Hizmeti

 

Kelebek Script
Kelebek Script
2010 Güncel Sürüm

 

Standart Cevap: Dünden bugüne özürlülerin yaşama hakkı

Güzel bir yazı yüreğine ve emeğine sağlık ...ne varki bizim ülkemizde yazıkkı özürlüleri pek düşünen yok bazen yolda yürürken düşünüyorumda hayat gerçekten onlar için zor ama bu sadece bizler yüzünden ...yollar kaldırımlar evler herşey yapılırken onlarda düşünülmeli ..
__________________




Ben seni, hep senin bilmediğin zamanlarda, senin bilmediğin mekanlarda sevdim...Düşlerimdeydin hep... Öyle büyüktü ki varlığın beni aştı ama sana ulaşmadı...
Çığlık oldu sevgim, çarpı herkese... Bir sana teğet geçti... Öğrenemedin... Söyleyemedim...

yaralıkelebek Çevrimdışı   Alıntı ile Cevapla
Bu mesaj için yaralıkelebek kullanıcısına teşekkür edenler:
ReYeS (09-02-10)
Cevapla

Bookmarks

Etiketler
bugüne, dünden, hakkı, yaşama, özürlülerin


Konuyu Toplam 2 Üye okuyor. (0 Kayıtlı üye ve 2 Misafir)
 

(View-All Daha fazla mesaj bul : 4
Asmin, biLisim, ReYeS, yaralıkelebek
Seçenekler
Stil

Yetkileriniz
Konu Acma Yetkiniz Yok
Cevap Yazma Yetkiniz Yok
Eklenti Yükleme Yetkiniz Yok
Mesajınızı Değiştirme Yetkiniz Yok

BB code is Açık
Smileler Açık
[IMG] Kodları Açık
HTML-Kodu Kapalı



Tüm Zamanlar GMT +2 Olarak Ayarlanmış. Şuanki Zaman: 08:10.


Lisans Sahibi: www.kelebekforum.com
Forum SEO by Zoints
Tüm hakları saklıdır. www.kelebekforum.com
Sorumlu: Gül Ajans Reklam LTD.ŞTİ
Klavye Bilgisayar

Sitemiz bir forum sitesi olduğu için kullanıcılar her türlü görüşlerini önceden onay olmadan anında siteye yazabilmektedir. 5651 sayılı yasaya göre bu yazılardan dolayı doğabilecek her türlü sorumluluk yazan kullanıcılara aittir. 5651 sayılı yasaya göre sitemiz mesajları kontrolle yükümlü olmayıp, şikayetlerinizi sikayet@kelebekforum.com ve khjkl@kelebekmail.com adresine yollarsanız, gerekli işlemler yapılacaktır.
kelebkHABER

kelebek kelebek script



1 2 3 4 5 6 7 8 9 10 11 12 13 14 15 16 17 18 19 20 21 22 23 24 25 26 27 28 29 30 31 32 33 34 35 36 37 38 39 40 41 42 43 44 45 46 47 48 49 50 51 52 53 54 55 56 57 58 59 60 61 62 63 64 65 66 67 68 69 70 71 72 73 74 75 76 77 78 79 80 81 82 83 84 85 86 87 88 89 90 91 92 93 94 95 96 97 98 99 100 101 102 103 104 105 106 107 108 109 110 111 112 113 114 115 116 117 118 119 120 121 122 123 124 125 126 127 128 129 130 131 132 133 134 135 136 137 138 139 140 141 142 143 144 145 146 147 148 149 150 151 152 153 154 155 156 157 158 159 160 161 162 163 164 165 166 167 168 169 170 171 172 173 174 175 176 177 178 179 180 181 182 183 184 185 186 187 188 189 190 191 192 193 194 195 196 197 198 199 200 201 202 203 204 205 206 207 208 209 210 211 212 213 214 215 216 217 218 219 220 221 222 223 224 225 226 227 228 229 230 231 232 233 234 235 236 237 238 239 240 241 242 243 244 245 246 247 248 249 250 251 252 253 254 255 256 257 258 259 260 261 262 263 264 265 266 267 268 269 270 271 272 273 274 275 276 277 278 279 280 281 282 283 284 285 286 287 288 289 290 291 292 293 294 295 296 297 298 299 300 301 302 303 304 305 306 307 308 309 310 311 312 313 314 315 316 317 318 319 320 321 322 323 324 325 326 327 328 329 330 331 332 333 334 335 336 337 338 339 340 341 342 343 344 345 346 347 348 349 350 351 352 353 354 355 356 357 358 359 360 361 362 363 364 365 366 367 368 369 370 371 372 373 374 375 376 377 378 379 380 381 382 383 384 385 386 387 388 389 390 391 392 393 394 395 396 397 398 399 400 401 402 403 404 405 406 407 408 409 410 411 412 413 414 415 416 417 418 419 420 421 422 423 424 425 426 427 428 429 430 431 432 433 434 435 436 437 438 439 440 441 442 443 444 445 446 447 448 449 450 451 452 453 454 455 456 457 458 459 460 461 462 463 464 465 466 467 468 469 470 471 472 473 474 475 476 477 478 479 480 481 482 483 484 485 486 487 488 489 490 491 492 493 494 495 496 497 498 499 500 501 502 503 504 505 506 507 508 509 510 511 512 513 514 515 516 517 518 519 520 521 522 523 524 525 526 527 528 529 530 531 532 533 534 535 536 537 538 539 540 541 542 543 544 545 546 547 548 549 550 551 552 553 554 555 556 557 558 559 560 561 562 563 564 565 566 567 568 569 570 571 572 573 574 575 576 577 578 579 580 581 582 583 584 585 586 587 588 589 590 591 592 593 594 595 596 597 598 599 600 601 602 603 604 605 606 607 608 609 610 611 612 613 614 615 616 617 618 619 620 621 622 623 624 625 626 627 628 629 630 631 632 633 634 635 636 637 638 639 640 641 642 643 644 645 646 647 648 649 650 651 652 653 654 655 656 657 658 659 660 661 662 663 664 665 666 667 668 669 670 671 672 673 674 675 676 677 678 679 680 681 682 683 684 685 686 687 688 689 690 691 692 693 694 695 696 697 698 699 700 701 702 703 704 705 706 707 708